Cihangir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cihangir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2011 Perşembe

Dersleri bitmek bilmeyen bir hayattan nameler...


En son 19 yaşlarındayken böyle bir ders aldığımı sanmıştım, ancak yeniden ders alma zamanıymış. Uzun süredir ‘tanıdığım’ bir insan vardı. Aslında resmi olarak tanışmıyorduk, çevremdeki insanlardan tanıyordum ve arada sırada aynı ortama düşüyorduk.

Bulunduğum ortama adım atmasıyla ortamı terk edesim gelirdi. Sevmezdim, ukala bulurdum, öfleyip pöflemeye başlardım, hatta kendisine küfrettiğim de olmuştur. Hani tabiri caiz ise ‘g…ümle sallamazdım’. Sanki o pek farkındaydı da… ama işte öyleydi! Enerjisini sevmezdim, duvarlı olduğunu ve Cihangir’in ‘en’leri arasında yer aldığını düşünürdüm ki zaten bu konuda yanılmamışım da ;)

Özeleştiri yaptığımda aslında durumun farklı olduğunu anladım. O dönemde birlikte olduğu bir kız arkadaşı vardı ve bu sayede şehir/semt efsanesine dönüşmüştü. Belki de kıskançlık, belki de özlemdi bu hissiyatları tetikleyen.

Aradan seneler geçti, ben elimi ayağımı kestiğim Cihangir’e yeniden döndüm. Bu sefer resmi olarak tanıştım bu insanla. Hatta öyle ki her gün görüştüğüm bir insan haline geldi. Tanışmamdan kısa bir süre sonra günah çıkarıp geçmişte kendisine duyduğum nefretten ötürü özür diledim. Bol kahkaha, bol utanç dolu anlar, bol yüz kızarıklığı sonrasında sanırım kendisi de beni anladı.

En son 19 yaşında aldığımı sandığım bir dersle yüzleştirdi beni bu insan. Bir kez daha anladım; tanımadığım bir insana karşı oluşturduğum önyargının ne denli yanlış olduğunu!

Geçmişte hissettiklerimin aksine karşımda bulduğum insanı özetlersem; bugün hayatımdan yok olmasını istemediğim bir insan haline geldi. Sert gibi görünse de içinde bir yerlerde yumuşacık, dışarıdan göründüğü kadar playboy değil desem de inanmayın (fazlasıyla var;)). Güzel bir dost, iyi bir dinleyici, biraz ağabey, biraz kardeş, biraz deli, ama bi o kadar ayakları yere basan, bugün bir kez daha fark ettiğim üzere beni fazlasıyla sakinleştirebilen bir ses tonuna sahip, biraz korkak, biraz cesur, fazlasıyla duyarlı, etrafıyla ilgili bir insan işte.

Anlattığı hikayeleriyle beni her daim güldürebilen bu insan gülmediğinde pek bi içim buruluyor. Hep gülsün, hep mutlu olsun istediğim bir insan haline geldi. Kendisi farkında olmasa da, bu sefer de eksiden fırlayıp çok fazla artıya geçti. Hep de o artı tarafta kalmasını umuyorum.

Utançla ve bir nevi gururla söylüyorum; bu insanı pek bi sevdim ve bundan önceki düşüncelerimi bu kadar kolay yıkabildiği için kendisini tebrik ediyorum. Ha, yeri gelmişken söyleyeyim hiç kimseye bu kadar kolay kendisini sevdiğimi söylemiştim. Ama bu da günah çıkarmanın bir parçası olduğunu varsayalım.

Umarım sizin de hayatınızda önyargılarınızı bu denli hızlı ve kolay yıkabilecek insanlar olur. Hatta ‘önyargınız olmaması ümidiyle’ demek daha doğru olacak sanki…

“Bana verdiğin ders için bir kez daha teşekkür ederim, hep yanımda yakınımda olman dileğiyle…”

30 Eylül 2011 Cuma

Bu akşam size bir hikaye anlatacam…

Çakma üyesi olduğum mahallede çeşit çeşit insanlar var. Bazıları hayatın tadını çıkarıyor, bazıları hayatın tatsızlığının… Ortalık karardığında çirkinliklerin üstü kapatıldığında herkes eşit gibi duruyor. Kimin temiz pak kimin kir içinde olduğu gecenin karanlığında pek ayırt edilmiyor.

Etraftaki insanların içinde ise Eyüp ay parçası gibi parlıyor. Üstü başı tertemiz, teni güneşten kararmış, çalıştığım yerde ya da sosyalleştiğim yerde Eyüp hep karşıma çıkıyor. Elinde bazen bir baskül, bazen bir kutu sakız ya da satabileceği başka bir şey. O akşam para kazanması için eline ne verildiyse artık… Her gördüğünde yanıma gelir, ismimle hitap eder, hal hatır sorar, partilerin, eğlencenin nerelerde olduğunu anlatır. Gece hayatının nabzını Eyüp’ten sor anlatsın. Eyüp 13-14 yaşlarında genç delikanlı ve Beyoğlu müdavimlerinin çoğunun kankası.

Bir akşam Cihangir’den çıkıp Beyoğlu’na yürürken bize eşlik etti. Bana göre dünyanın en rahat terliği Birkenstock vardı ayağımda. “Abla bu terlikler ne kadar” diye sordu o akşam ve bende alkolünde etkisiyle terliklerin fiyatını söyleme hatasında bulundum. Eyüp’ün gözlerin yerinden fırladığını gördüm adeta. Bir terlik için bu kadar para harcayan kadının çok parası olması gerekiyor, zengin olması gerekiyor diye gözlerinin altındaki altyazıyı gördüm. Yetmedi söyledi de zaten! Eyüp öyle bir çocuk işte! Aklında ne varsa dilinde de o var.

Bu akşam biraz dertleşme fırsatı buldum Eyüp’le ve keşke duyduklarımı duymak zorunda kalmasaydım.
Eyüp Hasankeyf’te doğmuş ve ailesinden uzakta büyümüş.
2 sene önce İstanbul’a ailesinin yanına gelmiş.
Hasankeyf’te yaşarken turistlere yaşadığı Hasankeyf’i anlatarak para kazanmış.
Bugün ise Eyüp’ün günlük programı şu şekilde:
Sabah 6’da kalkıyor okula gidiyor
Saat 13:00 gibi okuldan çıkıp eve geliyor ve akşam 8 kadar uyuyor.
Kalkıp yemek yiyor, giyinip sokaklara çıkıyor.
İstiklal’de biraz dolaşıyor, ardından Cihangir, sonrasında Asmalımescit daha ilerleyen saatlerde Beyoğlu, sabaha karşı da Ortaköy-Kuruçeşme (“Abla Reina boşalıyor o saatlerde” diyor Eyüp).
Sabaha karşı 4 gibi eve gidiyor. 2 saat uyuyup okula gidiyor.
Pazar günlerini kendine ayırmış. Arkadaşlarıyla buluşup Lunapark’a gidiyorlarmış, ya da Yeşilköy’e denize girmeye.
Bir akşam ortalama 70 Lira kazanıyormuş (kazanmak mı, dilenmek mi bu da ayrı bi konu ya, neyse). Bazen 120-130 Lirayı buluyormuş.
Yarısını annesine veriyor, kalanını da kumbarasına atıyormuş.

Eyüp’ün en büyük hastalığı çekirdek çitlemek! Çok seviyormuş, bir gecede 2-3 paket yiyormuş.

İşte böyle hayatlar da var, onlarda bizler gibi nefes alıyor bu şehirde. Hayatı sorgulamak değil, ilahi adalete güvenmemek değil, ama Orhan baba der ya hani “isyanım yaradana” diye… işte bu akşamki şükredişim de yaradana…

Hepinize hep mutlu olduğunuz, hep sağlıklı olduğunuz günlere